(1901-1965) O bir Devlet adamı, Dini âlim , askeri Komutan, Tarihçi ve siyaset adamı idi. Doğu Türkistan’ın Hoten şehrinde dünyaya geldi. Babası bölgenin saygın din âlimlerinden Pîr Âbidin Hacı, annesi, 1860’lı yıllarda Hoten ve çevresinde hüküm süren Hoten Hanlığı’nın kurucusu Abdurrahman Paşa’nın ikinci göbekten torunu Sekîne Bânû’dur. İlk tahsilini Hoten şehrinde tamamladı. Babasının ve arkasından annesinin vefatı üzerine dayısı âlim ve tabip Mehmet Niyaz Hacı’nın himayesinde eğitimini sürdürdü. Hoten’in Karakaş beldesindeki Oybağ Medresesi’nde okudu. İslâmî ilimlerle Arap ve Fars dillerinde yüksek tahsilini tamamladı (1921). Aynı medresede 1922-1930 yıllarında İslâmî ilimler alanında ders verdi. İlmi ve hitabet yeteneğinden dolayı kısa zamanda bölgede saygın ve nüfuzlu din âlimlerine verilen “Hazretim” unvanını aldı. 1931’da altı aylık bir yurt gezisine çıktı. Bu süreçte her kesimden insanla tanıştı ve fikir alışverişinde bulundu. Aynı zamanda bölgedeki Çin varlığı ve askerî durumu hakkında bilgi edindi. Kulca’da din âlimi Sâbit Dâmolla ile tanışması hayatında önemli bir dönüm noktası teşkil etti. Onunla yaptığı görüşmeler sonunda bağımsızlık amacıyla Çin’e karşı silâhlı ayaklanmanın gerekli olduğuna kanaat getirdi. Hoten’e dönünce 16 Eylül 1932’de Millî İnkılâp Teşkilâtı’nı kurdu. 14 Şubat 1933’de Karakaş’ta ilk ayaklanmaları başlattı, bir ay içinde bütün Hoten iline hâkim oldu. Nisan 1933’te Hoten İslâm hükümeti adıyla geçici bir yönetim kuruldu, yönetimde kendisi de başkumandan olarak görev aldı.12 Haziran 1934’te Majung Ying birliklerinin saldırılarında yenilgiye uğrayan Mehmet Emin, Temmuz 1934’te Doğu Türkistan ile Hindistan sınırındaki dağlara çekildi, ardından Kâbil’e yerleşti. 1940’ta Afganistan’da İsa Yusuf Alptekin ile tanıştı. Onun aracılığıyla dönemin milliyetçi Çin yönetimiyle diyalog kurma girişimi başlattı. 1942’de Afganistan’dan Hindistan’a gitti. O sırada bölgeyi elinde bulunduran İngilizler tarafından tehlikeli görülüp Peşâver’de altı ay boyunca hapiste tutuldu. 8 Ocak 1943’te Çin’e gitmek şartıyla serbest bırakıldı. 1944’te Doğu Türkistan’da Üç Vilâyet İnkılâbı hareketi ortaya çıkıncaya kadar Çin’de kaldı. Bu sırada Mesut Sabri Baykozı, İsa Yusuf Alptekin ve Kadir Efendi ile Yurttaşlar Cemiyeti adıyla bir teşkilât kurdu. Çin kamuoyuna Doğu Türkistan meselesini anlatmak için bütün iletişim araçlarını kullandı. 13 Ekim 1944 tarihinde hükümetin gazetesi Dagung Bao’da yayımlanan “Şincang/Sincan Değil Doğu Türkistan” ve “Doğu Türkistanlılar Türk’tür” başlıklı yazıları Çin’de büyük yankı uyandırdı. Onun yürüttüğü propaganda ve lobi çalışmaları Doğu Türkistan meselesine daha ılımlı yaklaşılmasına önemli katkılar sağladı. 1944’te yeni Çin anayasasını hazırlama komisyonuna Doğu Türkistan meselesi hakkında bir öneri sundu. Burada Sincan adının Doğu Türkistan olarak değiştirilmesini ve Doğu Türkistan halkının Türk olduğunun anayasada açıkça belirtilmesini istedi.1944 yılı sonlarına doğru Doğu Türkistan’ın kuzeyindeki üç ilde Üç Vilâyet İnkılâbı adıyla bilinen millî mücadele başlayınca Buğra ile arkadaşları 17 Ekim 1945 günü Urumçi’ye döndü. İli heyetiyle yapılan görüşmeler neticesinde 1946’da Özerk Doğu Türkistan Eyalet Hükümeti kuruldu. Buğra bu hükümette önemli görevler üstlendi. İmar bakanlığına tayin edildi; 29 Aralık 1948’de eyalet hükümetine muavin reis olarak getirildi. Aynı yıllarda İsa Yusuf Alptekin ile çıkardıkları aylık Altay dergisi ve günlük Erk gazetesiyle mücadelesini sürdürdü. Burada, İsa Yusuf ile kurduğu Bilim Cemiyeti şemsiyesi altında bir yandan bilimsel çalışmalar yaparken diğer yandan Türkistan Türk Milliyetçi Partisi’nin temelini kurmaya çalıştı.12 Kasım 1949’da komünist Çin hükümeti tarafından Doğu Türkistan işgal edilince İsa Yusuf bir kısım arkadaşıyla ikinci defa Hindistan’a gitmek zorunda kaldı. 1949-1951 yıllarında kendisiyle birlikte gelenlere güvenli bir yaşam alanı arayışıyla yoğun bir diplomasi gerçekleştirdi. Hindistan Başbakanı Nehru ile görüştü. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne, Amerika Birleşik Devletleri Yeni Delhi Büyükelçiliği’ne, Hint Dışişleri başkanlığına ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti gibi merciler başta olmak üzere Kızılhaç ve Kızılay gibi kuruluşlara da başvurdu. 1951’de arkadaşları ve bir grup hemşehrisiyle Türkiye’ye geldi. Başbakan Adnan Menderes, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Dışişleri Bakanı Mehmed Fuad Köprülü ve bazı siyasîlerle görüştü. Ardından 13 Mart 1952 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnâmesi’yle Hindistan ve Pakistan’da bekleyen 1850 Doğu Türkistanlı mülteci Türkiye’ye getirildi.1953’te Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen Buğra Ankara’ya yerleşti; Türkiye’deki sivil toplum örgütleriyle, bilhassa Batı Türkistanlı, Kafkasyalı, İdil-Ural ve Azerbaycanlı akraba topluluk liderleriyle iş birliğinin yollarını aradı. Bu kapsamda Türk Birliği ve Türk Ortak Cephesi gibi isimler altında Sovyet Rusyası ve Komünist Çin’e karşı bir dizi siyasî çalışma yürüttü. 1954’te Tâif’teki Doğu Türkistan Kurultayı’na katılmak üzere Suudi Arabistan’a gitti. Kurultayda Doğu Türkistan meselesi için Milliyetçi Çin (Tayvan) hükümetiyle müzakerelerin başlatılmasına karar verildi. Mehmet Emin ile İsa Yusuf Milliyetçi Çin liderleriyle görüşmeler yaptı. Milliyetçi Çin’in bağımsız bir Doğu Türkistan fikrine yaklaşmaması üzerine görüşmeler netice vermedi. Aynı yıl Ürdün’de düzenlenen Kudüs İslâm Konferansı’na katıldı ve Doğu Türkistan davasını Arap-İslâm dünyasına anlatmaya çalıştı. Ardından Kahire’ye ikinci bir diplomatik ziyarette bulundu, burada önemli siyasî ve ilmî görüşmeler yaptı. 1958’de Karaçi’de düzenlenen Milletlerarası İkbal Konferansı’na “İkbal ve Türkistan” adlı Urduca bir bildiri sundu. Pakistan’ın Lahor ve Ravalpindi şehirlerinde Doğu Türkistan meselesi üzerinde durdu. 1960 yılında Yeni Delhi’de düzenlenen Milletlerarası Sömürgeciliğe Karşı Asya-Afrika Halkları Konferansı’na İsa Yusuf ile birlikte katıldı, konferans sırasında çeşitli milletlerin delegeleriyle müzakerelerde bulundu. Aynı yıllarda Hindistan’daki Dalai Lama ile Tibet sorunu ve Doğu Türkistan mücadelesinin durumunu görüştü. 14 Haziran 1965’te Ankara’da vefatına kadar millî mücadele faaliyetlerini sürdürdü.Mehmet Emin Buğra, müderrislik yıllarında Doğu Türkistan’da yeni gelişmeye başlayan Cedîdcilik faaliyetlerine aktif olarak katılmıştır. Türkiye’den gelen öğretmenlerle sürekli temasta bulunmuş, Türkiye Türkçesi’yle yazılan eserlerden hayatının erken dönemlerinden itibaren faydalanmıştır. Arapça ve Farsça biliyordu. Yurt dışına gidip gelenler aracılığıyla Türkçe, Farsça ve Arapça gazete, dergi ve kitaplar temin edip dünyadaki gelişmelerden haberdar olmuştur. Dinî ilimlerin yanı sıra tarih, siyaset ve edebiyat gibi alanlarda kendini yetiştirmiş, önemli eserler kaleme almıştır. Kâbil’de bulunduğu yıllarda (1934-1942) Doğu Türkistan tarihi üzerinde bilimsel araştırmalar yapmış ve baş eseri olarak nitelenen Şarkî Türkistan Tarihi’ni yazmıştır. Vatan Kaygusi adlı kitabı Türk, Fars ve Arap dillerinde yazdığı yirmi altı parça şiirden oluşmakta, bu şiirler Buğra’nın dil ve edebiyat bilgisinin derinliğini göstermektedir.Eserleri. Şarkî Türkistan Tarihi (Kâbil 1940; Keşmir 1947), Kalem Küreşi (Nanjing 1945), Doğu Türkistan Tarihi: Tarihî, Coğrafî ve Şimdiki Durum (İstanbul 1952), Türkistani’ş-şarḳıyye mâżîhâ ve ḥâḍîrihâ (Kahire 1952), el-İslâm ve’l-hâṭarü’ş-şiyûʿî (Kahire 1953), Doğu Türkistan Kızıl Çin Muhtariyetini Reddeder (Ankara 1955), Nidâʾün ile’l-ʿâlemi’l-İslâmî (Kahire 1958), Türk Yurtlarında Arap Fütuhâtı (Ankara 1958), Tibet ve Doğu Türkistan Hakkında Bilinmeyen Siyasî Konular (Ankara 1959), Taşkent Konferansının İçyüzü ve Komünist Memleketlerdeki Yazarların Durumu (Ankara 1959), Delhi Konferansı ve Tibet (Ankara 1960), eṣ-Ṣırâʿu’l-istismârî beyne Rusiya ve’ṣ-Ṣîn li-ecli Türkistânı-Şarḳıyye (Ankara 1963), Vatan Kaygusi (Ankara 1990). Ayrıca Haydar Mirza Duğlat’ın Târîḫ-i Reşîdî adlı eserini Türkiye Türkçesi’ne aktarmış, Kutluk ve Türkan adında bir sahne eseri yazmıştır (operet, Urumçi 1948).

Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar birliği